Bir Ateistin Yolculuğu

06 Şub 2026 7 dk okuma
Bir Ateistin Yolculuğu

 Bu yazıda, ateist dünya görüşünün bireyin iç dünyasında ve eylemlerinde yol açtığı dönüşümü üç aşamalı bir çerçevede inceliyoruz. Ateizmin, bir varoluşsal boşluk hissinden nefsin dizginlerini ele alışına ve sonunda insanın yaratılıştan gelen anlam arayışını seküler ideolojilere kanalize edişine uzanan süreçte, düşünce, inanç ve davranışları nasıl şekillendirdiğini ele alacağız.

1- İnanmayan İnsan, Boşluğa Düşer

Allah’ın var olmadığına inanarak yola çıkan biri, bir zincirin halkaları gibi birbiriyle ilişkili birçok inancı kabul eder. Bu inançları aşağıdaki gibi neden sonuç ilişkisi içerisinde sıralayabiliriz:

1- Eğer Allah yoksa, evren tesadüfen meydana gelmiştir,

2- Evren tesadüfen meydana geldiyse evrenin bir varlık amacı yoktur.

3- Evrenin bir amacı yoksa, içerisinde tesadüfen ve rastgele süreçlerin sonucu meydana gelen insanın da bir varlık amacı(var olma gerekçesi) yoktur.

İşte bu noktada insan benliğinde koca bir boşluk oluşur. Bu noktada insan: koskoca kâinatta hiçbir anlamı olmayan bir toz zerresiyim. Ölünce herşey bitecek, bu hayatın da hiçbir anlamı yok. Dünya içindekilerle yok olup gidecek ve burada yapılan hiçbir şeyin bir anlamı olmayacak. Var olan tek şey sonsuz bir boşluk ve anlamsızlık. Geriye kalacak olan hiçbir şey yok. Evrenin kodlarında ahlak, iyi-kötü, doğru-yanlış yok. Bunlar bir arada yaşayabilmek için insanoğlunun uydurduğu şeyler. Sadece fizik, matematik, kimya kuralları ve rastgelelik sonucu meydana gelmiş olaylar var. Dolayısıyla yaşamanın da bir anlamı yok. diyerek intihar eder. Bir dakika… İntihar eder mi gerçekten? Bir kısmı edebilir, ya da en azından nihilist olan bir kısmı. Diğer kısmı için ise nefs ipleri eline alır.

2- İpler Nefsin Elinde

Hayatının bir anlamı olmadığına inanan insan, kendini nehrin akışına bırakır. Hayat ve duygular nereye sürüklerse oraya gider. Bu noktada insanın en güçlü duygularından olan şehvet, mal-mülk, güç arzusu ve korku devreye girer. Allah, insanoğlunun bu zayıf noktalarını aşağıdaki şekilde belirtmiştir:

Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.” (Âl-i İmran Suresi, 14. Ayeti)

Güç arzusu ve şehvet hedefi belirlerken, korku da sakınılması gereken durumları belirler. Yol gösterici olan Allah’ın yerine bu duygular koyulur. İnsan, her arzuladığı şeyi yapmayı uygun görür. Korkudan sıyrıldığı ilk fırsatta da, yapacağı şeyin iyi veya kötü olup olmadığını değerlendirme ihtiyacı hissetmez. Onun için iyi görülen, nefsin arzuladığıdır. Kötü görünen nefse hoş gelmeyendir. İnsanın bu durumu, aşağıdaki ayetlerde belirtilmiştir

"Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? ..."

(Furkan Suresi 43. Ayeti)

"Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?"

(Necm Suresi 24. Ayeti)


İşte bu noktaya gelen insanın iki özelliği ön plana çıkar:

- Hoşuna giden şeyleri yapmayı ister.

- Ahlak, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi kavramları toplumların uydurması olarak görür.

Bu durumu en güzel özetleyen sözlerden biri, Ateistlerin önde gelenlerinden Richard Dawkins’in ateizm otobüsü adını verdiği otobüse yazdırdığı şu cümledir: “Muhtemelen bir yaratıcı yok. Keyfine bak.”

Bu inanıştaki insanların eylemlerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

- Güç/kaynak elde etmek ve büyüklüğünü ispatlayıp insanlar içinde övünmek maksadıyla savaşlar çıkarmaktan, çocukları ve bebekleri katletmekten, türlü entrikalar ile insanları yoldan çıkarmaktan çekinmezler.

- Şehvetlerini tatmin etmek için pedofili, zoofili, eşcinsel eylemlere girmekten çekinmezler.

- Zengin olmak için çalmaktan, öldürmekten, katletmekten çekinmezler.

Çünkü vücudun salgıladığı kimyasallar ve psikolojiyle insan zihninin deyim yerindeyse kapılarını zorlayan arzular, ahlak ve doğru-yanlış gibi uydurma olduğuna inanılan kavramlardan çok daha güçlüdür.

3- Yaratılış Devrede

Bazı ateistlerde ise uhrevi duygular ön plana çıkar. İnançlarının temel taşı olan amaçsız varolmadan kaçarak bir “varoluş gayesi” icat ederler veya daha önce icat etmiş birinin fikir ve inançlarını (Komünizm, Liberalizm, Sekülerizm vb.) benimserler. Yeryüzünde Allah’ın kanunları yerine kendi çıkarlarını gözeten, adalarda bebeklere tecavüz edenlerin (bkz: Epstein) kanunlarını yaymak; Erkek-erkeğe, kadın-kadına rahatça ilişkiye girmeyi normalleştirmek, pedofiliyi yaymak, alkol tüketimini yaymak ve uyuşturucuyu bir noktaya kadar serbest kılmak, aile yapısını ortadan kaldırmak gibi yüce(!) amaçlar edinirler. Bu uğurda aktivistlik yapıp, mesai harcalar.

- Allah’ın emirleri yerine, önder edindikleri kişilerin emirleri kutsanır. (Örnekler: Firavun, Karl Marx, Engels ve benzeri devlet adamları ve kanaat önderleri)

- Allah’ın adı yerine, bu kişiler kutsanır.

- Allah’a ibadet etmek, yeryüzünde hakkı ve iyiliği yayıp, kötülükten men etmek gibi görevler yerine komünizmi (veya diğer beşeri sistemleri) yaymak, teşhirciliği yaymak gibi önderlerinin gösterdiği hedeflere koşarlar.

- Namaz, oruç gibi ibadetleri yoktur. Ama önder gördükleri kişilere ve fikirlere karşı farklı ritüeller (ibadet biçimleri) geliştirirler.

- Kabe, Kur’an-ı Kerim gibi kutsalları yoktur. Onlar yerine önderlerinin fotoğrafı, mezarı, semboller, ritüeller ve benzeri şeyleri kutsal görürler.

Uzun lafın kısası, yaratılışımız gereği kodlanmış olduğumuz ibadet etme fiilini gerçekleştirirler. İbadet ederler ama taşlara, kendileri gibi aciz insanlara, bu insanların fikirlerine veya paraya, güce…

Bu inanışa düşen insanların iki özelliği ön plana çıkar:

- Kutsalları vardır ancak bu kutsalları korumak, devamlılığını sağlamak için uymaları gereken kesin kurallar yoktur. Bu durum da yeri geldiğinde hırsızlığı, katliamı ve her türlü fitne fesadı meşru görmeye sebep olabilir.

- Kendi kapıldıkları yanlış fikirleri yeryüzünde yaymaya ve korumaya çalışmaları, yeryüzünün ifsad olmasına sebep olur. Günümüzde bu durumun en bariz örneklerinden biri ırkçılıktır. Sırf farklı biyolojik kökene sahip anne babadan dünyaya geldi diye insanlar birbirinden nefret eder, birbiriyle savaşır ve birbirini aşağılar.

“Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir” (Bakara Suresi 11-12. Ayetleri)